31.08.2026

SEÇİCİ KREDİ KANALINDA YENİ DÖNEM

KARE KAPİTAL FİNANSAL RAPOR
31 Ağustos 2026

┌──────────────────────────────────────────────────────────────────────────────┐
│ ÖZET │
│ Türkiye ekonomisinde para politikasının sıkı duruşu korunurken reel sektöre │
│ yönelik seçici kredi ve istihdam destekleri genişliyor. Bu yaklaşım kısa │
│ vadede üretim kapasitesini ve istihdamı koruyabilir; ancak kaynak tahsisi, │
│ bütçe maliyeti ve parasal aktarım bakımından dikkatli bir çerçeve istiyor. │
│ Bizim açımızdan temel mesele, desteğin büyüklüğünden çok hangi firmalara, │
│ hangi performans ölçütleriyle ve ne kadar şeffaf biçimde yöneltileceği. │
└──────────────────────────────────────────────────────────────────────────────┘

SEÇİCİ KREDİ KANALINDA YENİ DÖNEM

Türkiye ekonomisinin önündeki tartışma artık yalnızca politika faizinin seviyesi üzerinden yürümüyor. Bir tarafta enflasyonu aşağı çekmeye çalışan sıkı para politikası, diğer tarafta yüksek finansman maliyetleri altında üretim ve istihdam kaybını sınırlamaya çalışan destek programları var. Son dönemde açıklanan paketler, ekonomi yönetiminin bu iki hedefi aynı anda taşımaya çalıştığını gösteriyor. Burada ince çizgi şu: Kredi kanalı kontrollü ve üretken yatırımlara açık tutulurken iç talebi yeniden hızlandıracak geniş tabanlı bir parasal gevşemeden kaçınılmak isteniyor.

Temmuz ayında açıklanan çerçevede Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi programının büyüklüğü 750 milyar TL’ye çıkarıldı; imalat sanayisine yönelik 250 milyar TL’lik ayrı kredi paketiyle toplam 1 trilyon TL tutarında uygun koşullu finansman imkânı duyuruldu. Bu tutarların tamamının aynı anda piyasaya gireceği anlamına gelmediğini not etmek önemli. Programın etkisi kullandırım takvimine, kredi koşullarına, yatırım projelerinin niteliğine ve bankaların risk iştahına göre zamana yayılacak.

Programın yatırım tarafı doğru kurgulandığında olumlu bir arz etkisi yaratabilir. Yeni üretim hattı, teknoloji yenilemesi, enerji verimliliği, ithal girdinin yurt içinde üretilmesi ve ihracat kapasitesinin artırılması gibi alanlar ekonominin orta vadeli üretim gücünü destekler. Böyle bir kaynak tahsisi, yalnızca bugünkü finansman sıkışıklığını hafifletmez; verimlilik ve döviz kazandırıcı kapasite üzerinden enflasyonla mücadeleye de katkı sunabilir. Fakat kredi işletme sermayesi açığını sürekli kapatan, verimsiz firmaların bilançosunu ertelemeli biçimde taşıyan veya kısa vadeli talebi büyüten bir yapıya dönüşürse aynı olumlu sonuçtan söz etmek zorlaşır.

İSTİHDAMI KORUMA DESTEĞİNİN İKİ YÜZÜ

KOSGEB’in güncel programı, tekstil, giyim, deri ve mobilya gibi emek yoğun imalat kollarında korunan her 30 prim günü için aylık 3.500 TL geri ödemesiz destek öngörüyor. KOBİ’lerde destek üst sınırı, 249 çalışan ve 360 prim gün hesabıyla 10 milyon 458 bin TL. Program ayrıca performans desteğinin dışında kalan imalat sektörleri için işletme başına 50 milyon TL’ye kadar, ilk altı ayı anapara ödemesiz ve toplam vadesi 36 aya kadar uzanan kredi imkânı ile 10 puanlık finansman desteği içeriyor. KOSGEB’in yayımladığı koşullar, istihdamın 2025 Kasım-Aralık dönemindeki ortalama prim gün sayısına göre korunmasını esas alıyor.

Bu tür desteklerin güçlü tarafı, işten çıkarma kararını firmalar açısından bir miktar daha pahalı hale getirmesi. Siparişlerin zayıfladığı ve kredi maliyetinin yükseldiği bir dönemde geçici nakit desteği, üretim ekibinin dağılmasını önleyebilir. Nitelikli çalışanı kaybeden bir işletmenin talep toparlandığında aynı kapasiteyi yeniden kurması hem zaman hem maliyet açısından kolay değil. Dolayısıyla istihdamı korumak, sosyal politika kadar sanayi kapasitesini muhafaza eden bir araç olarak da okunabilir.

Öte yandan her istihdam desteği aynı ölçüde verimli sonuç vermiyor. Destek, zaten çalışanını koruyacak firmalara da ödendiğinde kamu kaynağının ilave etkisi zayıflıyor. Geçici talep kaybı yaşayan sağlıklı işletmeyle kalıcı rekabet sorunu bulunan işletmeyi ayırmayan bir model, verimsiz kapasitenin uzun süre taşınmasına yol açabilir. Burada öne çıkan konu, yalnızca çalışan sayısının korunması değil; satış, ihracat, verimlilik ve özkaynak katkısı gibi göstergelerin de izlenmesi. Program sona erdikten sonra istihdamın ne ölçüde sürdüğü kamuoyuyla paylaşılırsa, benzer desteklerin tasarımı için değerli bir veri seti oluşur.

PARA POLİTİKASIYLA UYUM SINAVI

TCMB, 30 Temmuz tarihli toplantı özetinde politika faizini yüzde 37’de, gecelik borç verme faizini yüzde 40’ta ve gecelik borçlanma faizini yüzde 35,5’te tuttuğunu açıkladı. Banka aynı metinde kararların toplantı bazlı, veri odaklı ve ihtiyatlı biçimde alınacağını; kredi ve mevduat piyasalarında beklenmeyen gelişmeler görülürse makroihtiyati araçların devreye sokulacağını belirtti. Bu çerçeve, yakın dönemdeki faiz kararını tek bir aylık enflasyon verisine bağlamanın sağlıklı olmadığını gösteriyor.

Seçici kredilerin para politikasıyla çelişip çelişmediği, kredinin hacmi kadar niteliğine bağlı. Uzun vadeli yatırım kredisi ile kısa vadeli tüketim finansmanı aynı makroekonomik etkiyi üretmiyor. Üretim kapasitesini genişleten yatırım ilk aşamada iç talep yaratırken, devreye girdiğinde arzı ve verimliliği artırabilir. Buna karşılık düşük faizli kaynağın dövize, gayrimenkule, stok biriktirmeye veya ilişkili şirketlerin işletme sermayesine yönelmesi, parasal sıkılığı delerek enflasyon ve kur beklentilerini bozabilir.

Bu nedenle programların miktar sınırı kadar fiyatlama yöntemi de önemli. Piyasa faizinin çok altında sabitlenen kredi oranı, yararlanıcı firma için ciddi bir mali avantaj; kamu kesimi veya merkez bankası bilançosu açısından ise bir tür koşullu maliyet anlamına gelir. Maliyet görünür biçimde bütçelenmezse kamuoyunun programın gerçek yükünü izlemesi zorlaşır. Kredi tahsis kriterleri, kullandırım tutarları, sektör dağılımı, geri dönüş performansı ve yaratılan ilave istihdam düzenli raporlanırsa destek ile ayrıcalık arasındaki sınır daha net çizilir.

Kamu bankalarının finansman koşullarını gevşetmesi veya sorunlu kredileri yeniden yapılandırması da benzer bir değerlendirme istiyor. Geçici nakit akışı sorunu yaşayan, sipariş ve üretim kapasitesi bulunan bir şirketin vadesini uzatmak ekonomik değer yaratabilir. Ancak geri ödeme kapasitesi kalıcı biçimde bozulmuş firmaların sürekli çevrilmesi, zararı ortadan kaldırmaz; yalnızca ileri bir tarihe taşır. Sonunda maliyet banka bilançosu, sermaye ihtiyacı veya bütçe üzerinden topluma dönebilir. Yeniden yapılandırmanın bağımsız kredi analizi, gerçekçi nakit akışı ve ortakların sermaye katkısıyla birlikte yürütülmesi bu riski azaltır.

REZERVLER RAHATLATIYOR, FAKAT TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL

TCMB’nin 21 Ağustos 2026 tarihli resmî verisine göre rezerv varlıkları bir haftada yüzde 2,7 artarak 188,45 milyar ABD dolarına ulaştı. Bunun 66,46 milyar doları döviz varlıklarından, 114,22 milyar doları altından, 7,77 milyar doları ise IMF rezerv pozisyonu ve SDR toplamından oluşuyor. Aynı tarihte kamu sektörünün kısa vadeli döviz yükümlülükleri 120,95 milyar dolar düzeyinde. Merkez Bankasının yabancı para swaplarından kaynaklanan net yükümlülüğü 16,45 milyar dolar, altın swaplarından doğan net alacağı ise 5,46 milyar dolar olarak raporlandı.

Rezerv birikimi kur oynaklığına karşı tamponu güçlendirir ve dış finansman algısını destekler. Yine de brüt rezerv rakamını tek başına okumak yeterli değil. Döviz yükümlülüklerinin vadesi, swap pozisyonları, altının toplam içindeki payı ve rezerv artışının hangi kanaldan geldiği birlikte değerlendirilmeli. Kısa vadeli portföy girişleriyle oluşan birikim ile kalıcı cari fazla veya doğrudan yatırım kaynaklı birikim aynı dayanıklılığı sağlamaz.

Bizim açımızdan rezervlerin seviyesi kadar, rezerv kazanımının kur üzerindeki baskı ve sterilizasyon maliyeti de takip edilmeli. Sermaye girişi hızlandığında TCMB piyasadan döviz alarak rezerv toplarken oluşan TL likiditesini geri çekmek durumunda kalabilir. Aynı dönemde kamu destekli kredi hacmi de büyürse likidite yönetimi daha karmaşık hale gelir. Para politikasının bir kanaldan sıkılaştırıp diğer kanaldan genişlemesi, aktarım mekanizmasının okunmasını zorlaştırır ve beklentiler üzerinde gereksiz belirsizlik yaratır.

KÜRESEL FAİZLER TÜRKİYE’NİN HAREKET ALANINI SINIRLIYOR

Küresel tarafta da hızlı bir rahatlama sinyali yok. ABD Merkez Bankasının 28 Ağustos tarihli değerlendirmesinde yüzde 2’lik PCE enflasyon hedefinin “sabit” olduğu özellikle vurgulandı. Yıllık PCE enflasyonu yüzde 3,7, son altı aylık yıllıklandırılmış değişim yüzde 4,1 olarak açıklandı; işsizlik oranı ise yüzde 4,1 düzeyinde. Mesajın özü, faiz konusunda önceden verilmiş kesin bir karar yerine gelen veriye göre hareket edileceği yönünde. Bu nedenle küresel faiz artışının ya da indiriminin şimdiden kesinleştiğini varsaymak doğru olmaz.

ABD’de enflasyonun hedefin üzerinde kalması, gelişmekte olan ülkeler için dolar fonlama maliyetinin yüksek seyretmesine neden olabilir. Türkiye açısından bunun iki sonucu var. Birincisi, TL varlıklara gelecek yabancı yatırımcının talep ettiği reel getiri kolayca düşmeyebilir. İkincisi, dış borç yenileme maliyetleri yüksek kaldığında şirketlerin içeride uygun koşullu finansman talebi artar. Dolayısıyla sanayiyi destekleme ihtiyacı güçlenirken, para politikasını erken gevşetmenin kur ve enflasyon maliyeti de büyüyebilir.

GELİR DAĞILIMI VE POLİTİKA TERCİHİNİN SINIRI

Kredi ve istihdam programları şirket bilançolarını rahatlatırken hanehalkının satın alma gücü aynı hızda toparlanmıyorsa ekonomi politikasının toplumsal dengesi tartışmaya açılır. Üreticiyi korumak önemlidir; ancak programın nihai başarısı ücretli kesime ne kadar kalıcı istihdam ve reel gelir yarattığıyla ölçülmeli. Kamu kaynağıyla desteklenen firmanın yalnızca çalışan sayısını değil ücret kalitesini, kayıtlılığı ve verimliliği de geliştirmesi beklenebilir.

Burada seçim takvimine ilişkin yorumlardan bağımsız olarak bakılması gereken şey, politikanın sürekliliği. Kredi koşulları siyasi veya konjonktürel beklentilere göre sık sık değişirse firmalar yatırımı verimlilik hesabıyla değil, bir sonraki destek paketini tahmin ederek planlamaya başlar. Bu davranış kaynak dağılımını bozar. Uzun vadeli yatırım kararları; öngörülebilir hukuk, şeffaf düzenleme, tutarlı vergi politikası ve fiyat istikrarı ile desteklendiğinde çok daha güçlü sonuç verir.

SONUÇ: DESTEK VAR, BAŞARI ÖLÇÜTÜ ŞEFFAFLIK

Türkiye’nin mevcut koşullarında reel sektöre hiç destek vermemek ile geniş tabanlı ucuz krediye dönmek arasında geniş bir politika alanı bulunuyor. Seçici, vadeli ve performansa bağlı finansman bu alanın makul araçlarından biri. Özellikle ihracat, verimlilik, teknoloji ve enerji tasarrufu üreten yatırımlar için kredi kanalı açık tutulabilir. İstihdam desteği de geçici şok dönemlerinde üretim kapasitesinin kaybolmasını önleyebilir.

Asıl risk, programların hedefinden koparak bilanço kurtarma mekanizmasına dönüşmesi. Bunun önüne geçmek için kredi kullanan şirketlerin isimlerini açıklamak her durumda zorunlu olmayabilir; fakat sektör, tutar, vade, faiz sübvansiyonu, yatırım gerçekleşmesi, ilave üretim, ihracat ve istihdam sonuçları kamuoyuna düzenli biçimde sunulabilir. Bağımsız denetim ve geri alma hükümleri de çerçevenin parçası olmalı.

Bu tablo bize, önümüzdeki dönemde faiz kararından daha geniş bir gösterge setine bakmamız gerektiğini söylüyor. Destekli kredilerin aylık kullandırım hızı, kamu bankalarının kredi büyümesi, yeniden yapılandırılan alacakların performansı, TCMB’nin likidite sterilizasyonu ve rezervlerin bileşimi birlikte izlenmeli. Bu göstergeler kontrollü kalırsa seçici destekler dezenflasyon programını bozmadan sanayide geçiş sürecini kolaylaştırabilir. Hızlı ve şeffaflıktan uzak bir genişleme ise bugün ertelenen maliyetin daha yüksek enflasyon, daha geç faiz indirimi veya kamu bilançosunda zarar olarak geri dönmesi riskini taşır.

Kaynaklar

KOSGEB – İstihdamı Koruma Destek Programı:
https://www.kosgeb.gov.tr/site/tr/genel/destekdetay/9224/istihdami-koruma-destek-programi

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı – İmalat Sanayisine Finansman Desteği:
https://sanayi.gov.tr/medya/haber/imalat-sanayisine-dev-finansman-destegi

TCMB – Para Politikası Kurulu Toplantı Özeti, 30 Temmuz 2026:
https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB%2BTR/Main%2BMenu/Duyurular/Basin/2026/DUY2026-32

TCMB – Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi, 21 Ağustos 2026:
https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/8192e55e-5e96-491d-aaad-8d5f893e0f1e/URDL_Geli%C5%9Fmeleri.pdf?CACHEID=ROOTWORKSPACE-8192e55e-5e96-491d-aaad-8d5f893e0f1e-q12-.JT&MOD=AJPERES

Federal Reserve – Jackson Hole Konuşması, 28 Ağustos 2026:
https://www.federalreserve.gov/newsevents/speech/warsh20260828a.htm